| 1. |
MADDE 301. - (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. (4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
AŞAĞILAMAK 1 . Değerinden düşük göstermek. 2 . Küçültücü davranışlarda bulunmak, hor görmek.
ELEŞTİRMEK
Bir düşünceyi, bir eseri, bir yargıyı inceleyerek doğruluk veya yanlışlığını ortaya çıkarmak ve gerçek değerini belirtmek, tenkit etmek.
Savcıların, hangi söz veya eylemin eleştiri kapsamında anlaması gerektiği, hangilerinin aşağılama anlamını taşıdığını yukarıdaki TDK sözlüğündeki tanımlardan dahi bulabileceği sadece kendi görüşleri ışığında olamayacağı kesin değilmidir? Eleştiri kısmında altını çizdiğim konu ‘’incele ve doğruluktan’’ ben maddi deliller ışığında (belgelerle) anlamı çıkarıyorum.. Orhan Pamuk, Hırant Dink , Elif Şafak..v.b davalarda maddi deliller varmıydı? (Açıklamaları maddi deliller doğrultusundamı) Madde 301 ‘in kavram kargaşasına yol açma nedenleri nelerdir?Tekrar düzenlenmesi gerektiğini düşünüyormusunuz? ve/veya kaldırılmasını.
301 böyle değişmeli' Onursal Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, 301 için yeni metin önerdi
SAMİ SELÇUK Türk Ceza Yasası'nın (TCY) 301. maddesinin benzeri çoğu ülkelerde var. Sözgelimi, Fransa'da yakınmaya bağlanmış ve suç araçları ayrıntılı biçimde sayılmıştır (1881 Basın Yasası, madde 23, 30). İspanya'da genel mahkemelere ve yasama organına ağır biçimde (1996 İspanya Ceza Yasası, madde 496) ve Almanya'da anayasal organlara (Alman Ceza Yasası, pr. 90/b) hakaretten; 1889 kaynak İtalyan Ceza Yasası'nda anayasal kuruluşları ve yasama organını (madde 123 ve 126) ve 1930 İtalyan Ceza Yasası'nda cumhuriyeti, anayasal kurumları, silahlı kuvvetleri (madde 290, 291) aşağılamadan söz edilmiştir. 159'un kaynağı 1889 İtalyan Ceza Yasası'ndan değiştirilerek alınan 159. maddedeki suçların öğeleri ile korunan değerler ve kurumlar altı kez değiştirilmiş ve 2004/5237 sayılı TCY ile yeniden kaleme alınmıştır (madde 301). 'Türklük' ve 'cumhuriyet' değerleri ile anayasal ('yasama, yürütme ve yargı organları') ve kimi devletsel ('askerî ve güvenlik([ğe ilişkin] örgütler[i]') kurumları aşağılamak suç sayılmıştır. Bu suç, olan ülkelerde sürgit eleştirilmiş, sık sık değişikliklere uğramış, kimileyin anayasa mahkemelerinin önüne taşınmıştır. Ancak, ne yapılırsa yapılsın, suç tipinin kaleme alınışı ve uygulama hiçbir dönemde başarılı olamamıştır. Maddenin yazımı İlkin, maddede kullanılan sözcükler, 'suçların belirginliği ve açıklığı kuralı'nı gerçekleştirememiş; 'suç tiplerinin yasallığı ilkesi' dolanılmıştır. İkincisi, tutarlı bir yorum paradigması yaratamayan uygulamada sık sık çelişkilere düşülmüş, bu nedenlerle kararların büyük çoğunluğu oyçokluğuyla verilmiştir. Kaynak yasanın uygulanması ile Türk uygulaması arasında uçurumlar oluşmuştur. Bütün bu nedenlerle madde sık sık değiştirilmiş ve kamuoyunda şiddetli tartışmalar yaşanmıştır. Kanımca Türk Ceza Yasası'nda suç hukukunun temel ilkelerini zorlayan bu ve benzeri maddeler mutlaka önyargısız olarak gözden geçirilmelidir. Zira insan, denediği gömleği tam uymuyor ya da beğenmiyorsa değiştirip değiştirmemekte seçim hakkına sahiptir. Ancak hak ve özgürlüklerle ilgili konular, kimilerini feda etme pahasına, deneme konusu yapılamazlar ve ertelenemezler. Düzenleme, sonuçları beklenmeksizin gözden geçirilir. Bu, onur değil, bilim sorunudur. Öneriler Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesi konusunda iki tür çözüm düşünülebilir: I- Maddenin kaldırılmasını öneren köktenci çözüm: Tanımlamadaki güçlük ve bilimsel açıdan uygulamada görülen süreğen/bezdirici, zaman zaman katlanılamaz aksaklıklar, bu çözümü haklı kılmaktadırlar. II- Maddenin değiştirilmesini öneren ara çözüm: Kimi değerlerle anayasal ve devletsel kurumları koruma zorunluluğuna yaslanan bu çözüme göre madde değiştirilmelidir. Kamuoyu bu son görüşte birleşmiş görünüyor. Yapılacak değişiklikte, yukarıdaki saptamaların ışığında, kanımca şu noktalar dikkate alınmalıdır: 1- Daha çok sosyo-kültürel, tarihsel yaklaşımlara yatkın ve sınırları belirsiz bulunan, ayrıcalıkçı suç hukuku anlayışını çağrıştıran 'Türklük' kavramı yerine, devletin öğelerinden biri, hukuksal yaklaşıma daha elverişli ve somut olan, 'yurttaşlık bağı ile devlete bağlı topluluğu' anlatan 'Türk ulusu' deyişi geçmelidir. Böylelikle suç, 'egemenlik'ten söz eden üçüncü bölümün başlığı, 'yasalar önünde herkesin eşitliği' ilkesi (Anayasa, madde 10 ve TCY, madde 3/2) ve özgürlükçü suç hukuku anlayışıyla uyumlu kılınacaktır. 2- Yönetim biçimi olan 'cumhuriyet' kavramı yerine 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti' deyişi geçmelidir. Böylece, 'ulus/millet' kavramının geçtiği dördüncü kısmın başlığıyla uyum sağlanacak ve daha belirgin/somut bir deyişe ulaşılacaktır. 3- 'TBMM, TC hükümeti, devletin yargı organları' yerine daha kavrayıcı/kapsayıcı ve belirgin/somut olan 'yasama, yürütme, yargı organları' deyişleri geçirilerek özgürlükçü demokrasinin temel erklerinin vazgeçilmezliği vurgulanmalıdır. 4- 'Askerî ve emniyet teşkilatı' deyişleri yerine, 'askerî, kolluk ve korumaya ilişkin güçler/kuvvetler' denilerek, yine daha kapsayıcı/kavrayıcı, belirgin/somut deyişlere yer verilmelidir. Böylece anlatımdaki sıfat ve ad tamlamasındaki dilbilgisi bozukluğu (askerî ve emniyet[e ilişkin] teşkilat[ı]) da giderilmiş olacaktır. 5- Suç, soyut tehlike suçu olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun için maddeye 'kamuoyunun güven ve saygınlığını örseler/sarsar biçimde' sözcükleri eklenerek 'değer biçici' (normatif) bir öğe eklenmelidir. Böylelikle gelecek (örseleyecek/sarsacak) değil, geniş (örseler/sarsar) zaman kullanılarak eylem somut tehlike suçunun da ötesinde bir zarar suçuna dönüştürülmüş olacaktır. Özellikle 'örseleme: nuissance/nocumento' sözcüğünün daha çok maddi nitelikte olan 'zarar: dommage/danno' kavramına oranla genişliği, korumanın daha kapsamlı ve anlatımın daha belirgin olmasını sağlayacaktır. Eleştiri hakkı 6- 'Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz' fıkrası (4) korunmalıdır. Ancak, bu fıkrayı öneren gerekçede, Anayasa ile güvence altına alınan ve nesnel (objektif) nitelikteki hukuka uygunluk nedeni olan 'eleştiri hakkı', eski yasadan alınan ve öznel (sübjektif) nitelikteki hukuka uygunluk nedeni bulunan 'eleştiri amacı' ile karıştırılmıştır. Gerçekten maddenin ihlali söz konusu olduğunda, yargıç, ilkin eylemin bir hakkın kullanılması kapsamında kalan nesnel nitelikteki 'eleştiri hakkı'na (Anayasa, madde 26 ve TCY, madde 26/1) girip girmediğini araştıracak, girdiğini saptadığı takdirde 'manevi öğe'nin varlığını araştırmadan aklanma kararı verecektir. 'Eleştiri hakkı'nın ötesine geçilmişse yargıç, bu kez suçun manevi öğesinin varlığını, bu öğe var olduğu takdirde 'eleştiri amacı'nı araştıracak, bu amaç varsa öznel hukuka uygunluk nedeniyle aklanma, yoksa hükümlülük kararı verecektir. Uygulamada doğacak duraksamaları gidermek için, madde metnine 'nesnel eleştiri hakkı sınırlarını aşar' deyişleri eklenebilir. Eklenmediği takdirde gerekçe, kavram kargaşasına yol açmamak için, hukuk bilimine uygun biçimde kaleme alınmalıdır. 7- Üçüncü fıkradaki artırıcı neden kaldırılmalıdır. Zira suçun yabancı ülkede bir Türk yurttaşı tarafından işlenmesi durumunda, içeriden bakıldığında daha ağır görünen eylem, özgürlükçü rejimi benimsemiş demokratik bir ülkeden bakıldığında çoğu zaman suç olarak değerlendirilmeyebilir. Bu da Türkiye'nin saygınlığını örseler. Kaş yapayım derken göz çıkarılmış olur. 8- Bu tür suçlar, çokluk 'siyasal suç'un örnekleri arasında yer alırlar. O nedenle kovuşturma başlatılması, 'siyasal/kamusal yarar' açısından değerlendirmeyi ve 'izin sistemi'ni zorunlu kılmaktadır. Bu yetki, bir bakana değil, partiler üstü ve yansız bir kişiye, yani cumhurbaşkanına verilmelidir. Çünkü, bir bakana verilirse, iktidara yönelik eleştiri sahiplerini ezmek için öznel ve ideolojik karar verildiği ve yetkinin kötüye kullanıldığı izlenimi doğabilir. Böyle bir izlenim ve görüntü ise yürütme ve yargıyı yıpratır. 'İzin' kurumunun bugüne değin uygulamada yanlış algılanıp yorumlandığı, zaman zaman yargının yorum tekelinin aşıldığı ve yargıya müdahale edildiği de gözetilerek, değerlendirmenin kapsamı belirtilmelidir. Madde metni Bunların ışığında önerim şöyle: "Madde 301-(ı) Türk ulusuna, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, yasama, yürütme ve yargı organlarına, askerî ve kolluk ile korumaya ilişkin güçlere, (nesnel eleştiri sınırlarını aşar ve) kamu güvenini ve saygınlığını örseler/sarsar biçimde alenen hakaret edenler, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılırlar. (2)Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmazlar. (3)Yukarıdaki suçlar hakkında kovuşturma yapılması, konuyu kamusal yarar açıdan değerlendiren cumhurbaşkanının iznine bağlıdır." Bu suç tipi, bugünkü yazılış biçimiyle Türkiye'nin başını çok ağrıtacaktır. Yazarlarımız, aydınlarımız inandıkları gerçekleri dile getirmekten korkacaklar, toplumsal gelişme ve bilim duraklayacak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde düşünceyi açıklama özgürlüğünü ihlal açısından rekorlar kıran Türkiye bunlara yenilerini ekleyecek, dünyadaki saygınlığını yitirecek, AB'nin dışında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Lütfen elimizi çabuk tutalım.
Doç. Dr. Sami Selçuk: Onursal Yargıtay Başkanı, Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ÇERÇEVESİNDE TÜRK CEZA KANUNUNUN 301.MADDESİ
GENEL OLARAK
Düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü demokratik sistemlerin önemli bir unsurudur. İnsanların düşüncelerini korkusuzca, hiçbir baskı altında kalmadan açıklamaları, açıklanmış düşünceleri tartışıp doğruluğunu veya yanlışlığını irdelemeleri ifade özgürlüğünün en önemli getirilerindendir. İfade özgürlüğünün başka bir semeresi insanların yeni, orijinal ve iyi fikirler ortaya koyarak bireyin, toplumun ve devletin gelişmesini sağlamaktır. Demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü, yönetici veya kamu makamlarının hoşuna gidecek şeyleri söylemek değil, her türlü düşünceyi serbestçe açıklama özgürlüğüdür. ( [1])
İfade özgürlüğünü Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi kapsamında ele almadan önce ifade özgürlüğünün uluslar arası hukuktaki düzenlemelerinden bahsetmek gerekir.
ULUSLAR ARASI HUKUKTAKİ DÜZENLEMELER
Demokratik toplumlarda en başta güvence altına alınması gereken haklardan biri olan ifade özgürlüğü İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 10. maddesinde düzenlenmiştir. Tarihi açıdan duruma bakıldığında İHAS 10. maddesinin temelini oluşturan 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 19. maddesidir. ( [2]) Aynı şekilde 16 Aralık 1966 tarihli Uluslar arası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 19. maddesinde de benzer bir hüküm yer alır.( [3])
ULUSLAR ARASI HUKUKTAKİ UYGULAMALAR
Düşünceyi açıklama, haber ve bilgi alıp verme hakkına sahip olma özgürlüğünü koruma altına alan İHAS 10. maddesi ifade özgürlüğünün demokratik toplumlardaki önemini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuyla ilgili vermiş olduğu kararlarda açık bir dille altını çizerek ifade etmektedir. ( [4])1988 yılında yeniden yapılanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ifade özgürlüğüne verdiği önemi sembolik olarak göstermek için ilk kararını ifade özgürlüğü ile ilgili vermiştir. ( [5])
İHAS 10. maddesindeki ifade özgürlüğü iki seviyede işlenmektedir. ( [6]) İlk olarak ifade özgürlüğü güvence altına alınmakta daha sonra ifade özgürlüğüne yönelik izin verilebilir müdahalelerin neler olduğu düzenlenmektedir. Ancak ifade özgürlüğüne yönelik bu istisnalar dar yorumlanacak ve söz konusu özgürlüğü sınırlama ihtiyacı inandırıcı şekilde kanıtlanıp ortaya konulması gerekecektir. ( [7])
Milli hukukta ifade özgürlüğüne yönelik yapılan sınırlamaların İHAS'ne aykırı olmaması için üç koşul aranıyor.
a) Demokratik toplumda gerekli olan bir müdahale olmalı( [8])
b) Sınırlama kanunla belirlenmiş olmalı( [9])
c) Müdahalenin meşru bir amacı olmalı( [10])
Sözleşmedeki hakları yaşama geçirmek devletler için bir yükümlülük olduğundan 10. maddedeki sınırlamalarla ilgili olarak devletlere belli bir takdir yetkisi alanı tanınmaktadır. ( [11]) Devletlerin bu takdir yetkisi AİHM'nin denetimine açıktır.( [12])
İfade özgürlüğü ile ilgili verilen bazı bilgilerden sonra TCK 301. maddesini tarihi gelişimine bakılırsa, bu hüküm eski TCK 159'un karşılığıdır. 1889 tarihli İtalya Ceza Kanunu'nun 123. maddesinden alınmıştır. ( [13]) TCK'nun 301. maddesi 1889 tarihli İtalyan Ceza Hukuku'ndan iktibas edilirken ceza mevzuatına 1926 yılında girmiştir. Bu gün İtalya'da hakarete ilişkin hükümler, düşünce özgürlüğüne konulan ve makul olmayan sınırlamalar olarak bakılmaktadır. ( [14]) İtalyan Ceza Kanunun 123.maddesi TCK'nun 159. maddesi haline getirilirken birebir tercüme yapılmamıştır. TCK'nun 301. maddesindeki suç faşist ve Ceza Hukuku Teorisine uygun olarak yaratılan(devleti dâhili şahsiyetine)karşı işlenen suçlar arasında düzenlenmiştir. Buna gerekçe olarak da bu gibi fiiller cezalandırılmadığı takdirde 301.maddeyle korunmakta olan kurumaların prestij, otorite, ve etkinliklerinin azalacağı böylelikle bu kurumların fonksiyonlarının ulviliği hakkındaki şuurun zaafa uğrayacağı gerekçe olarak gösterilmiş. ( [15]) TCK'nun 301. maddesindeki düzenlenen suçun unsurları şöyledir: Suçun maddi unsurunu oluşturan hareket "tahkir ve tezyif" edici bir niteliğe sahip olmalı ve aynı zamanda hareketin alenen gerçekleşmesi gerekiyor. ( [16]) Suçun ihtilaten işlenmesi şart olmayıp "görülüp, işitilebilir olması" yeterlidir. Yargıtay'ın içtihatları da bu yöndedir.( [17]) Suçun manevi unsuru kasttır. Kastın genel mi yoksa özel mi olduğu konusu doktrinde tartışılmıştır. Yargıtay eski kararlarında özel kastı ararken, yakın tarihli kararlarında bu vurgudan vazgeçmiştir. ( [18])
Düşünce özgürlüğü esas olarak iktidara yönelik eleştirilerin özel olarak korunması ihtiyacından doğmuştur. ( [19]) Bu nedenle Eski TCK 159'un karşılığı olan 301. maddedeki değer ve kurumlara yönelik cezayı korumanın, kamusal eleştiriyi daraltıcı ve düşünce özgülüğünü yok etmemesi gerekir. ( [20]) Bu kurumlara yönelik eleştirilerin özellikle sert bir biçimde dile getirilebilirliği gözden uzak tutulmamalıdır.( [21]) Eleştiri hakkı ve bu hakkın kullanılmasındaki sınırın aşılması ile ilgili Yargıtay kararları mevcuttur.( [22])
AİHM Lingens/Avusturya kararında bu konuya ilişkin önemli tespitler yapmıştır. İfade özgürlüğünün sadece lehte, zararsız, ilgilenmeye değmez haber ve düşüncelere değil aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen, rahatsız edici nitelikte olanları da kapsadığını ve bunun demokratik toplumun temeli olan çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirliliğin bir gereği olduğunu vurgulamıştır. ( [23]) Aynı şekilde Casstells/İspanya ve Özgür Gündem/Türkiye davalarında da eleştiri ile ilgili şu hususu belirtmiş. Demokratik bir devletin yetkilileri, provokatif olarak nitelendirilse de, eleştiriyi hoş görmelidirler. ( [24]) Yine İHAS organları, Anayasa ve demokratik kurumların şiddet yoluyla devirmeye yönelik sözleri düşünceyi açıklama özgürlüğünden yararlanamayacağı kriterini benimsemiştir. ( [25])Olgularla kişisel düşünceye dayalı yargılama arasında bir ayrıma gidilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Çünkü AİHM'ne göre değer yargılarının doğruluğu kanıtlanamaz. Oberschlick ve Lingens davalarında bunun altını çizmiştir.( [26])
SONUÇ
Türkiye'de son zamanlarda eleştiriyle ilgili geniş bir yorum anlayışı benimsenmiştir.1997 tarihinde bir mahkemenin vermiş olduğu beraat kararında "düşünce özgürlüğünün sadece çoğunluğun inandığı ve iktidara yakın görüşlerin açıklanabilmesiyle sınırlı olmadığı, bunlardan farklı ve zıt görüşlerin açıklanabilmesinin mümkün olduğunu belirtmiş." ( [27]) Görülüyor ki Yargıtay ve Türk mahkemeleri kararlarında AİHM'nin ifade özgürlüğüyle ilgili kriterlerden yararlanıyorlar.
Yargıtay bir kararında ifade özgürlüğüyle ilgili önemli noktalara değinmiştir."ifade özgürlüğünü çoğunluk gibi düşünmeme, kurulu düzeni sorgulama hatta eleştirme hakkını da kapsadığını belirtmiştir. Sarsıcı nitelikte, çoğunluğu kızdıran ve tartışmaya yönelten fikirlerde ifade özgürlüğünün kapsamındadır." ( [28])
Çoğu ülkenin ceza kanunlarında TCK'nun 301.maddesine benzer hükümler ya yer almamıştır ya da ifade özgürlüğü çerçevesinde basit bir suç olarak düzenlenmiştir. İngiltere Birleşik Krallık aleyhine açılmış davalar da verilen kararlar doğrultusunda bir tür temel yasa sayılabilecek bir ikinci "Bill of right"'ı kabul etmiş ve parlamento kararlarının denetlenemeyeceği ilkesinden taviz vermiştir.1995 tarihli İspanyol Ceza Kanunu'nda hakaret suçu şikâyete bağlanmış. Yine Portekiz Ceza Kanunu da İspanya da olduğu gibi Anayasal kurumları özel olarak koruma ihtiyacı duymamıştır. İtalyan Ceza Kanunu'nda hakarete ilişkin suçlar ifade özgürlüğüne yönelik makul olmayan sınırlamalar olarak görülüyor. [29]TCK'nun 159. maddesi ise TCK'nin 301. maddesine aktarılırken Avrupa Birliği uyum yasalarıyla üç kez değişikliğe uğradı. TCK'nin 301. maddesi oluşturulurken İHAS'nin 10. maddesi ve AİHM'nin ifade özgürlüğüne yönelik ortaya koyduğu kriterlerden yararlanılmıştır. 4771 sayılı uyum yasasıyla TCK'nun 301. maddesine son bir fıkra olarak eklenen eleştiri hakkı bunun somut bir yansımasıdır. Yasal düzenlemeler ifade özgürlüğünün alanın genişletme çabasını gösteriyor. Ama uygulamada yine ifade özgürlüğüyle ilgili yargılamalar yapılmaktadır. Bir yazarın yaptığı açıklamalardan dolayı yargılandığı güncel bir davada ve diğer benzer davalarda mahkeme konunun hassasiyetini ve TCK 301.maddesine eklenen eleştiri hakkını göz önünde bulunduracağı aşikârdır.
AİHM'nin kararlarında defalarca altını çizdiği gibi insanların düşüncelerini özgür bir şekilde açıklamaları ve ileri sürmeleri demokrasinin temel taşı olan çoğulculuğun bir sonucudur. Fikirlerimiz başkalarının hoşlarına gitmezse de bunları ileri sürebilme özgürlüğüne sahip olabilmeliyiz.
Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç'in hazırladığı 301. madde ile ilgili değişiklik teklifi sıcağı sıcağına sadece Karakutu.com'da...
* * *
1. 1930 İtalya Ceza Kanununun “İtalyan Milletini aşağılama” başlıklı 291. maddesi:
“Her kim, İtalyan Milletini alenen aşağılarsa, bir yıldan üç yıla kadar hapis ile cezalandırılır.”
2. 6 Haziran 1997 tarihli Polonya Ceza Kanununun 133. maddesi:
“Herkim Polonya Milletini veya Cumhuriyetini alenen aşağılarsa, üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
3. 21 Aralık 1937 tarihli İsviçre Ceza Kanununun, 18 Haziran 1993 tarihli Federal Kanunla değişik 261. maddesi, bu hususta dikkat çekici bir hüküm içermektedir:
“Herkim, … bir kişiye veya kişi grubuna karşı ırkı, etnik kökeni veya dini sebebiyle (işlenmiş olan) soykırım veya insanlığa karşı diğer suçları inkar eder ya da mazur veya meşru addederse, … cezalandırılır.”
* * *
26.9.2004 TARİHLİ VE 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NUN 301. MADDESİNE İLİŞKİN BİLGİ NOTU
|
MÜLGA 765 SAYILI TCK’DAKİ HÜKÜM
|
|
5237 SAYILI (YENİ) TCK’DAKİ HÜKÜM
|
|
MADDE 159- Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisini Hükûmetin manevî şahsiyetini, Bakanlıkları, Devletin askerî veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya adliyenin manevî şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler altı aydan üç seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılırlar.
Birinci fıkrada beyan olunan cürümlerin irtikâbında muhatap sarahaten zikredilmemiş olsa bile onlara matufiyetinde tereddüt edilmiyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vukubulmuş addolunur.
Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarına veya Büyük Millet Meclisi Kararlarına alenen sövenler 15 günden 6 aya kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.
Türklüğü tahkir yabancı memlekette bir Türk tarafından işlenirse verilecek ceza üçte birden yarıya kadar arttırılır.
Tahkir, tezyif ve sövme kastı bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez.
MADDE 160- (İKİNCİ FIKRA) … 159'uncu maddenin birinci fıkrasında beyan olunan hususlar hakkında takibat yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır.
|
|
Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama
MADDE 301- (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
|
ESKİ VE YENİ HÜKÜMLER ARASINDAKİ MÜŞTEREKLİKLER VE FARKLAR
1) 765 s. TCK’nın 159. maddesine 30.7.2003 tarih ve 4963 sayılı Kanunla (7. Uyum Paketi) eklenen son fıkra, yeni TCK’nın 301. maddesinde muhafaza edilmiştir. Buna ilaveten, söz konusu fıkranın gerekçesi, eleştiri hakkının kullanılmasıyla ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Castells-İspanya Davasında verdiği 23.04.1992 tarihli ve 355 sayılı Karar göz önünde bulundurularak kaleme alınmıştır[1].
2) 765 s. TCK’nın 159. maddenin birinci fıkrasında yapılan suç tanımı TCK’nın 301. maddede iki fıkra halinde birinci ve ikinci fıkralarda ayrı suçlar olarak düzenlenmiştir.
3) Buna bağlı olarak, yeni TCK’nın 301. maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren fiillerin karşılığında öngörülen ceza ile 765 s. Kanunun 159. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen ceza aynı tutulmuştur. Buna karşılık, 301. maddenin ikinci fıkrası kapsamına giren fiillerin karşılığındaki cezanın üst sınırı üç yıldan iki yıla indirilmiştir.
4) 765 s. TCK’nın 159. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları gereksiz görülerek 301. madde metnine alınmamıştır.
5) Söz konusu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması 765 sayılı Kanunun sisteminde Adalet Bakanlığının iznine bağlı kılınmıştı. Yeni TCK’nın sisteminde Cumhuriyet savcıları Adalet Bakanlığının iznine gerek olmaksızın re’sen soruşturma yapabilmektedirler.
DİĞER ÜLKE CEZA KANUNLARINDA YER ALAN, MADDENİN BİRİNCİ FIKRASINDAKİ SUÇ TANIMINA BENZER HÜKÜMLER
1. 1930 İtalya Ceza Kanununun “İtalyan Milletini aşağılama” başlıklı 291. maddesi:
“Her kim, İtalyan Milletini alenen aşağılarsa, bir yıldan üç yıla kadar hapis ile cezalandırılır.”
2. 6 Haziran 1997 tarihli Polonya Ceza Kanununun 133. maddesi:
“Herkim Polonya Milletini veya Cumhuriyetini alenen aşağılarsa, üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
3. 21 Aralık 1937 tarihli İsviçre Ceza Kanununun, 18 Haziran 1993 tarihli Federal Kanunla değişik 261. maddesi, bu hususta dikkat çekici bir hüküm içermektedir:
“Herkim, … bir kişiye veya kişi grubuna karşı ırkı, etnik kökeni veya dini sebebiyle (işlenmiş olan) soykırım veya insanlığa karşı diğer suçları inkar eder ya da mazur veya meşru addederse, … cezalandırılır.”
Türk Tarih Kurumu Başkanı Sayın Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU hakkında, Türkiye’de Ermenilere karşı soykırım yapılmadığı yönünde açıklamada bulunduğu için, İsviçre’de bu maddeye istinaden 2004 yılında soruşturma başlatıldığını hatırda tutmak gerekir.
4. İfade biçimi aynı olmasa bile aynı nitelikteki fiillerin ceza yaptırımı altına alındığı diğer ülke kanunlarından;
a) 23 Kasım 1995 tarihli İspanya Ceza Kanunu (m. 543),
b) 22 Temmuz 1992 tarihli Fransa Ceza Kanunu (Dördüncü Kitap, “Temel milli yararların ihlali” başlıklı 410.1. madde),
c) 15.5.1871 tarihli Almanya Ceza Kanunu (90a Paragrafı),
d) 21 Aralık 1962 tarihli İsveç Ceza Kanunu (Kısım 16, Paragraf 8),
e) 23.1.1974 tarihli Avusturya Ceza Kanunu (283. Paragraf),
örnek olarak gösterilebilir.
AVRUPA KONSEYİ VE AVRUPA BİRLİĞİ KOMİSYONUNUN GÖREVLENDİRDİĞİ UZMANLARIN MADDEYE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ
Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği Komisyonu tarafından görevlendirilen, Parma (İtalya) Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alberto CADOPPI, Freiburg (Almanya) Max Plancak Ceza Hukuku Araştırma Merkezinden Dr. Silvia TELLENBACH, Birleşik Krallık’tan Av. Gavin MILLAR olmak üzere , üç uzman kişi ile 11, 12 Haziran 2004 tarihlerinde TBMM’ndeki “Mermer Salon”da yaptığımız iki günlük değerlendirme toplantısında, söz konusu 301. madde ile ilgili olarak, şu üç husus üzerinde durulmuştur:
1. Madde kapsamına giren fiillerin ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında belirlenen ölçütler çerçevesinde ceza yaptırımı altına alınabileceğine açıklık getirilmesi.
2. Ceza miktarlarının düşürülmesi,
3. Söz konusu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine tabi tutulması.
Bu hususlar, ayrıca, adı geçen uzman kişilerden Silvia TELLENBACH ve Gavin MILLAR tarafından, Avrupa Konseyi ile AB Komisyonuna verilmek üzere hazırlanan Strasbourg 2.9.2004 tarihli ve PCRED/DG I/EXP (2004) 49 (türk) işaretli raporda izah edilmiştir.
Yeni TCK’nın 301. maddesi bu hususlardan ilk ikisi dikkate alınarak kanunlaştırılmıştır. Şöyle ki:
1. Maddenin dördüncü fıkrasında “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” hükmüne yer verilmiş ve bu hükmün gerekçesi, yukarıda da açıklandığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Castells-İspanya Davasında verdiği 23.04.1992 tarihli ve 355 sayılı Karar göz önünde bulundurularak kaleme alınmıştır.
2. Maddenin birinci fıkrası kapsamına giren suçun cezasının alt sınırı bir yıl iken, Sayın TELLENBACH’ın önerisi doğrultusunda altı ay olarak değiştirilmiştir.
Ancak, özellikle Sayın TELLENBACH tarafından dile getirilen, söz konusu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının talebine bağlı kılınması yönündeki öneri, maddenin kanunlaştırılması sürecinde dikkate alınamamıştır.
ÖNERİMİZ
Söz konusu maddeye ilişkin iki değişiklik önerimiz bulunmaktadır.
Bunlardan birisi, İtalya ve Polonya Ceza Kanunlarında olduğu gibi, maddenin birinci fıkrasındaki “Türklüğü” ve “Cumhuriyeti” ibarelerini “Türk Milletini” ve “Türkiye Cumhuriyetini” olarak değiştirmektir.
Böylece maddenin “Türk Milleti” kavramına nazaran “Türklük” kavramının daha geniş bir anlam taşıdığı yönünde açıklama içeren gerekçesini değiştirmek mümkün olacaktır. Mer’i metnin gerekçesinde “Türklük” ibaresiyle ilgili olarak şu açıklama yer almaktadır:
“Maddede geçen Türklük deyiminden maksat, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık anlaşılır. Bu varlık Türk Milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar.”[2]
Suç tanımlarında soyut kavramlar kullanılmasından kaçınılmalıdır. 765 sayılı Kanun gibi yeni TCK’da da yer verilen “Türklük” ve “Cumhuriyet” kavramları soyut kavramlar olduğu için; bunların yerine, içerikleri somut olarak belirlenebildiği için, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti kavramlarının kullanılmasını önermekteyiz. Zira, madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, “Türklük” kavramı, daha çok ırki bir bağı çağrıştırmaktadır. Bu tür kavramların Kanun metninde kullanılmasının, Türk Milletini oluşturan unsurlar arasındaki etnik ayırımları körükleyen bir etki doğurabileceği endişesini taşımaktayız. Halbuki Anayasal bir kavram olan Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşlık bağı olan nüfusun tamamını ifade etmektedir.
Ayrıca, madde gerekçesine uygun olarak, “Cumhuriyeti” ibaresinin “Türkiye Cumhuriyetini” olarak değiştirilmesini önermekteyiz[3].
Keza, maddeye ekleyeceğimiz bir fıkra ile, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmasını önermekteyiz. Nitekim, bazı ülke ceza kanunlarında bu yönde hükümler bulunmaktadır. Örnek olarak 15 Nisan 1930 tarihli Danimarka Ceza Kanunu (Paragraf 110f) zikredilebilir.
Önerimiz dikkate alındığında, yeni TCK’nın 301. maddesi şu şekli alacaktır:
Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyetini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama
MADDE 301- (1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyetini veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Türk Milletini aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
(5) Bu suçlardan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.[4]
***
Dipnotlar:
[1] “Eleştiri hakkı Anayasamızda güvence altına alınan ifade özgürlüğünün doğal bir parçası olup, kişilerin bu hakkı kullanmaları sonucu ortaya koydukları düşüncelerin suç oluşturmayacağı açıktır. Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere, ağır, sert veya incitici nitelikte de olsa, eleştiri hakkı kullanıldığında kişiye yaptırım uygulanamayacağı, çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez bir gereğidir. Kuşkusuz ki, eleştiri hakkının kullanıldığı bütün hâllerde suç oluşmayacağı; diğer bir deyişle, söz konusu hakkın sadece bu maddedeki suçlar yönünden değil, tüm suçlar için gerekli olduğu açıktır. Nitekim Tasarının 26. maddesinde de “hakkını kullanan kimseye ceza verilmeyeceği” öngörülerek, eleştiri hakkı da dahil olmak üzere bu konuda genel bir hüküm bulunmaktadır. Ancak, 30.7.2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanunla, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 159. maddesine eklenen son fıkrasına, Tasarıda yer verilmemesinin yanlış anlamalara ve uygulamalara neden olabileceği düşünülerek, maddeye bu hususun dördüncü fıkra olarak açıkça yazılması gerekmiştir.”. Gerekçe metni için bkz. ÖZGENÇ, İzzet: Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, 3. bası, Ankara, Ocak 2006, Adalet Bakanlığı yayını, sh. 1074 vd.
[2] TBMM, Dönem: 22, Yasama Yılı: 2, Sıra Sayısı: 664, sh. 688.
[3] Nitekim, yeni TCK’ya ilişkin tasarı çalışmalarının TBMM Adalet (Alt) Komisyonunda yürütüldüğü sırada, maddenin birinci fıkrasındaki suç tanımıyla ilgili olarak önerdiğimiz metin şu şekilde idi:
“(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Önerdiğimiz bu fıkra ile ilgili gerekçemiz şu şekilde idi:
“Madde metninin tanımlanmasında, soyut kavramlar kullanılmasından kaçınılmıştır. Hükümet Tasarısında kullanılan ‘Türklük’ ve ‘Cumhuriyet’ kavramları soyut kavramlar olduğu için; bunların yerine, içerikleri somut olarak belirlenebildiği için, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kavramlarının kullanılması uygun görülmüştür.
‘Türklük’ kavramı, daha çok ırki bir bağı çağrıştırmaktadır. Bu tür kavramların Kanun metninde kullanılmasının, Türk Milletini oluşturan unsurlar arasındaki etnik ayırımları körükleyen bir etki doğurabileceği endişesini taşımaktayız.”
Ancak, Alt Komisyondaki Anamuhalefet Partisi temsilcilerinin söz konusu maddenin Hükümet Tasarısında olduğu şekilde muhafazası yönünde ısrarları olmuştur.
Madde metninde yer alan “Türklük” ve “cumhuriyet” ibarelerinin “Türk Milleti” ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirilmesi yönündeki önerimize; Yargıtay 6. Ceza Dairesi Üyesi Sayın Keskin KAYLAN’ın, bu ibarelerin 765 s. TCK’nın 159. maddesine “Atatürk’ün isteği üzerine” konulduğu yönündeki açıklamasına dayanılarak, Alt Komisyondaki Anamuhalefet Partisi temsilcilerinden Niğde Milletvekili Sayın Orhan ERASLAN tarafından karşı çıkılmıştır (Ayrıntılı bilgi için bkz. ÖZGENÇ, TCK Gazi Şerhi, 3. bası, sh. 1075 vd.).
[4] Bu önerdiğimiz maddeye dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki şekilde yeni bir fıkra daha eklenmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz:
“(5) Türk Milletinin soykırım veya insanlığa karşı suçları işlediği hususunda aleni iddiada bulunan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Çünkü, Türk Milleti tarafından belirli etnik gruplara karşı soykırım ve insanlığa karşı diğer suçların sistematik olarak işlendiği hususunda siyasal mülahazalarla ve gerçeklerle bağdaşmayan iddialarda bulunulmaktadır. Bu iddiaların son zamanlarda yoğunlaştığı ve uluslararası sahada bir istismar aracı olarak kullanıldığı gözlemlenmektedir.
Bu iddialar, etnik kökeni farklı olsa bile, aynı coğrafyada yüzyıllar boyunca barış içinde yaşayan, tarih boyunca ortak kaderi paylaşan ve bu süreçte Milletimizin birer unsuru haline gelen toplumumuzun değişik kesimlerinde bir tedirginlik yarattığı gibi, toplum barışını bozma yönünde tehlikeli bir gidişe neden olmaktadır.
Toplum kesimlerinde oluşan tedirginliğin giderilmesi ve toplum barışının korunması amacıyla, Türk Milletinin soykırım veya insanlığa karşı suçları sistematik olarak işlediği hususunda aleni iddiada bulunulmasının suç olarak tanımlanması zarureti doğmuştur.
Ancak, önerdiğimiz madde metninin son fıkrasına göre, bu suçtan dolayı kovuşturma yapılabilmesi için Adalet Bakanının izni gerekli olacaktır. Bu öneride, Adalet Bakanının izni, bir kovuşturma koşulu olarak kabul edilmiştir. Adalet Bakanı, talebini, sözlü veya yazılı olarak yapılan açıklamanın toplum kesimleri üzerinde bir tedirginlik meydana getirip getirmediği ve bu suretle toplum barışını bozma yönünde somut bir tehlikeye neden olup olmadığı hususlarında yapacağı değerlendirmeye dayandırmalıdır.
Nitekim, bu yöndeki düşüncemiz, 29.6.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanunun esasını oluşturan Kanun Teklifindeki TCK’nın 305. maddesinde öngörülen değişiklik bağlamında TBMM Adalet Komisyonundaki müzakereler sırasında gündeme getirilmiş ve hazırlanan önerge, Komisyon üyesi milletvekilleri tarafından Komisyon Başkanlığına verilmiştir:
“Türk Milletinin soykırım veya insanlığa karşı suçları işlediği hususunda aleni iddiada bulunan kişi, Adalet Bakanının talebi üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Söz konusu önerge içeriği, Komisyon üyesi milletvekilleri tarafından olumlu karşılanmıştır. Ancak, bu önergenin kanunlaşmasının, uluslararası ilişkiler ve siyasi sonuçları bakımından “sakıncalar” taşıdığı ifade edilmiştir. Buna rağmen, Komisyon Başkanı Zonguldak Milletvekili Sayın Köksal TOPTAN, bu önergenin reddedilmemesi gerektiğini beyanla, imza sahibi milletvekilleri tarafından geri çekilmesini talep etmiştir. Bu talep üzerine önerge geri çekilmiştir (Ayrıntılı bilgi için bkz. ÖZGENÇ, TCK Gazi Şerhi, 3. bası, sh. 1082 vd.).
Prof. Dr. İzzet ÖZGENÇ
|
bora_sabri
Oca 25, 1:38AM |