birtanecik dost her zaman seven sevilen ve sevenin dostlarının oldunu asla unutma. iyi gunde kotu gunde dostlar nadirdir çünkü.1000 arkadastan 1 biri bilemedin 3 gerisi çıkar unutma
sustum hayat yalan sustum omrumu canımı çok tan vermısm. sustum kimse anlamadı sustum kursuna boyun eğmedim sustum sevdaya yenılmadım sustum yaşamayan biriyim sustum sustum sustum makinem konuştu.
bir yara bu kadar derin mi olur....derinlerden esen rüzgar bu kadar serin mi olur.... kayalıklara çarptı teknem ,su alıyor bak umutlarım...gidenler bu kadar duyarsız mı olur.....!!!!_poate_
Biriyim, bir istasyondan öbürüne biletsiz gitmeye çalışan ve her kontrolde bir kabinin tahta aralığına sığınan. Mülteci bir hayattı yaşadığım. Atılan yarı dolu bir su şişesinde aradım mutluluğu, kana kana su içer gibi. Sonra hemen yanında ardışık ısırıklardan arta kalan bir çikolatada… Ekmeği beğenmedim. Hiçbir zaman da sevmedim. Şişirilmiş doyumlara yer vermedim hayatımda.
Gündüzleri milyarlarca insandan biriydim, geceleri ise rüyanın en tatlı yerinde uyanan külkedisi…
Damarlarımda pıhtılaşan nikotin kadar yaşamaktan öteye gidemedim sevdaları. Belki de bu yüzdendir mutsuzluğum, mutsuzlukla oluşum. Cümlelerle denklem kurmaya çalışmaktan öte, kısır döngüler yarattım kendime… Cevap şıkkı bile olmayan...
Gün geçtikçe istemeden kısaldı cümlelerim. Daha net, daha açık olmaya başladılar. Üstü kapalılık karanlık çöktükçe terk etmeye başladı. Ve düşüncelerim de daralmaya… Şikâyetçi değilim. Tam tersi, ya da tam aksi… Ne fark eder ki!
Kapkaranlık bir odadayım şu an. Klavyeye bakmıyorum. Parmaklarım yazıyor, ben de okuyorum. Şarjı azalan telefonumda tek tük çağrılar, ve ebediyete kazınmış mesajlar, ta ki silinene kadar... Sigarası gittikçe azalan bir paketi avuçluyorum 10 dakikada bir. Ve kibriti çakıp, uzun uzuna seyrediyorum. Tütünle buluştuğu anda hissediyorum feryadını, savuruyor dumanını, bir o yana, bir bu yana… Ciğerlerime çekip salmıyorum saniyelerce, belki 5, belki 10 saniye. Dayanamıyor, kusuyorum bir türkü adıyla “geçti sevdalarla ömrüm”.
Bazen boğuluyorsun cümlelerin içinde. Yazamıyorsun. Anlatamıyorsun. Neyle başlasam, nasıl yazsam deyip duruyorsun. Kırdığın bir dost dalını aşılamak için yağmurlara, rüzgârlara göğüs geriyor, her yitirişi göze alıyorsun, fakat oyuncağı olduğun bir aşka dur diyemiyorsun. Aşka kukla oldukça, her bir parçanı teker teker yitiriyorsun. Bir dost eli aramak umutsuzca, belki haklı, belki de haksız bir serzeniş bu.
Artık anla be oğlum, artık anla, törpülenen bir sevda yaşadığın. Kendini kandırma. Kaldır kafanı. Yanından geçip giden gözlerin peşinden koştun yıllardır, yeter sana bakan gözlere kan ağlatma…
Ağlama……………………
Yüreğim yanıyor benim; yüreğimde bin bir soru!
Kimler için doğuyor; kimler için ölüyorum?
Hangi topraklar için; sınırlar için düşüyorum?
Bu yolları çizen kim; anlamları belirleyen?
‘Bizler’ dedikleri kim; ‘onlar’ dedikleri ben?
Kimler neden?
Adaletini anlamam; Neden tanrım bu acılar?
Neden yıkılır hayaller? Neden bitmez bu savaşlar?
Durma Jön diren!
*
Bu nasıl dünya böyle; yasaları hep güçlüden yana!
Kimlere, niçin yaşar insanlar; niçin hep susar?
Neden elleri ölüm, dilleri hep yalan sıkar?
Neden ayrı düşen ezilir; ayrı düşenler serilir?
Bu yol nereye çıkar; kapılar kime açılır?
Kimlere neden?
Hangi yitik-bitik ülke, diriltir bu hayalimi?
Hangi yalnız kara bulut, sarar bu bedenimi?
Jön hep direniyor.
*
Vazgeç diyorlar bana! Vazgeç hayal kurmaktan!
Güneşe uçmaktan vazgeç; cenneti vazgeç aramaktan!
Peki ama neden; neden vazgeçeceğim?
Sabun köpüğünden hayaller kurdum!
Bal mumundan kanatlar yaptım!
*
Vazgeçemem düşlerimden
Vazgeçemedim ki kendimden
Ateş yanar, yakar geçer
Sevdalanmış şu kalbimden
*
Düşlerime çarem olsan
Sarılacak bir yer bulsam
Bitmedi, bu gönül vazgeçmedi
Diliyorum acılarımız son bulsun
Arzulanan bir yer varmış
Hayallere varmak zormuş
Bitmedi, yazdık, vazgeçmedik
Buda size Cemali’den ders olsun
Susma oyle yas tutar gibi, susmasin dillerin
Akitma bir damla gozyasini, aglamasin bana gozlerin
Hic unutmadim, unutamam seni, bu can senin delin
Donecegin gunu bekliyorum kara gozlum, seni cok ozledim
Kavusmadi yollarimiz, birlesmedi kaderimiz bir turlu senle
Hic soyleyemedim sana sevgimi
Bilmem boyle buyuk bir sevgi kelimelerle anlatilabilirmi?
Hic bakamadim doya doya kara gozlerine, ya yakalanirsam diye
Elim yuregimde, korktum hep geri cevrilmekten, nefret edilmekten
Korkularim umutlarimin katili oldu hep ve umutlarim yarinlarimin cilesi
Umut etmek istemiyorum artik, cunku umud ettikce kara gozlerini daha cok ozluyorum
Aliyorsun gozlerini benden, beni benden
Vuruyorsun beni can-evimden, cok derinden
Susma artik konus ne olur, bir kelime birsey soyle
Canimi al istersen, ama ne olur gidiyorum deme! Deme! Demeee!!!.......
Benim sende çekip alamadığım , alıpta gidemediğim..
Kimseye diyemediğim , nefes alan bir yanım var ...
Ya al götür kalanımı ,
Ya gel tamamla eksik kalan yanımı!
YA HEP,YA HİÇ....
Beynimden atamam biliyorum ama....
Yüreğimden söküp
atacağım bu gidişle seni...
Ve bu gidişle kulağım kapalı olacak sesine,
Ne de gözlerimde sen olacaksın.
Kış uykusuna yatıracağım tüm anıları;
Sana ait ne varsa....
Sabrım tükenecek birgün,
Ve sonunda isyan edip,
Şöyle haykıracağım sana;
Ben'de ben'i tüketmeden gel...
Öylesine arama beni,
Öylesine gelme bana;
GELECEKSEN ADAM GİBİ GEL
Yine de toprak suyu dışına salar
Kan boşaltır güneş beyinlerimize
İki özgür ruhun kucaklaşmasıdır
Birbirimize çektiğimiz hançerle
Yine de tıpkı bana benzer
Senin açtığın ilk kişiliğimin döngüsü
Yine zevk içinde güzel bedeninden
Doğanın en soylu sessizliği
Mıhlanır yıldızların gücüne.
Tanrısal bir şölendir
Umutlara bağlıdır görüntümüz
Birbirimize inancımız ya da
Sudan geçer gibi ellerimiz
Birbirine değmeden dokunur
Ve konaklamadan hiçbir yerde
Sadece sonsuzda, o bomboş ıssızlkta
Yüreğimiz durulur
Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular,
rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın,
senin etinden, tırnağından ayrı,
senin kokundan uzak.
Şu anda hiç bir şey mümkün değil.
Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzak
ve her şeyden mahrumum ben.
Şu anda sadece yalnızlık ve kahır.
Sen benim gökyüzümdün, denizim, toprağımdın,
Şimdi bir hatıra olamazsın belirsiz, uzak
Biliyorsun bazı şeyler vardır elimizde olmayan
İşte öyle imkansız birşey seni unutmak.
Zannetme ki herşey bitti sevdiğim;
Birgün yeşerecek şu sararmış yapraklar.
Ve bundan sonra kim severse dünyada;
Seni ve beni hatırlayacaklar
İnan ki! Kırılmış bir ayna gibi
Paramparça, kırık dökük aşkımız
Çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü
Türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü
Büyük aşkımız
Unut benden kalan ne varsa
Unutmak tesellidir yalnızlığın
Güneşi bir kadeh şarap gibi içip
Delicesine sarhoş olmak
En güzel tarafı imkansızlığın
Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...
Ne olurdu saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al, diyebilseydim
Anlardın ve hiç gitmezdin, değil mi
Bir gün olduğun gibi kal diyebilseydim.
Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri
En karanlıklarda bile uzanır bir el
Kendiliğinden açar sabaha perdeleri
Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en güzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuş tüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz
kaderin zaman ve mekân dinlemeden birbirine yaklaştırdığı,
yaşamın tüm zorluklarına inat
kendimize sevda dolu küçücük bir dünya yaratmış
iki yürektik biz
YA HEP,YA HİÇ....
Beynimden atamam biliyorum ama....
Yüreğimden söküp
atacağım bu gidişle seni...
Ve bu gidişle kulağım kapalı olacak sesine,
Ne de gözlerimde sen olacaksın.
Kış uykusuna yatıracağım tüm anıları;
Sana ait ne varsa....
Sabrım tükenecek birgün,
Ve sonunda isyan edip,
Şöyle haykıracağım sana;
Ben'de ben'i tüketmeden gel...
Öylesine arama beni,
Öylesine gelme bana;
GELECEKSEN ADAM GİBİ GEL...
öLÜMDEN BAŞKA DOST YOK
Yenildi kalbim çare yok
Seveceğinden artık umudum yok
Son durağına geldim hayatın
Anladım ki bana ölÜmden başka yar yok
Bana insanlardan hayır yok
Yalan dÜnyada yÜzÜme gÜlen yok
YÜreğimde yaralarım çok
Anladımki bana ölÜmden başka çare yok
Artık seni seven deli yok
Zaten kalbinde bana hiç yer yok
Mutlulukta defterinde benim ismim yok
Anladımki bana ölÜmden başka dost yok
Sana yazacak başka sözÜm yok
Seni benim kadar sevecek biri yok
Yalan dÜnya senin olsun
Sana bu son elveda başka elvedam yok
ölÜm beni bekliyor gitmem gerek
Hoşçakal deliyar hoşçakal ....
İhanetini hissediyor bu gece yüreğim,
Geceyi solumak için çıkmış olsam da
Balkona, kokusunu alıyor sanki burnum,
İhanetin o keskin kokusunu,
Biraz ekşi biraz kekremsi…
Gecede ateşböcekleri ve
Yıldızlar bir başka parlıyor,
Biraz utangaç, biraz suçlu,
Gördüklerinden utanıyor.
Hangi gamsız alemlerin içinde,
Nerede ve kiminle yıkıyorsun
Şimdi günahkar bedenini?
Başka sularda yıkandıkça
Temizlenir mi sanıyorsun,
Bedenin, ruhun ve tüm hücrelerin?
Ben henüz sığınamamışken
Kollarının arasına, ısınamamışken,
Sen şimdi kimi sarıyorsun o kollarla?
Ben henüz ağlamak için bile
Dayayamamışken başımı omzuna,
Sen, kimin başı omzunda
Öylece yatıyorsun orada?
Gecenin karanlığını kiminle paylaşıyor,
Yükünü kiminle taşıyorsun?
Görmez mi sanıyorsun ihanetini yıldızlar,
Gelip söylemezler mi bana?
Acımaz mı şimdi yüreğim?
Kan çanağına dönmüş gözlerime
Uyku girer mi şimdi?
Gecenin karanlığı tüm kokusuyla
Sinmişken bedenimin,
Hücrelerimin içine,
İhanetin ateşi sarmışken bedenimi alev alev,
Nasıl yaşarım, kurtulurum bu yangından
Nasıl çıkarım sabaha?
Unutur mu ihanetin acısını
Bu yaralı yürek,
Devam eder mi vücuduma,
Damarlarıma kan pompalamaya…
Ve bütün bu felaketlerin üzerinde
kahkaha atıyordu bir zorba
ve tükürüyordu aldatılmış
maden işçilerinin umutlarına.
Her halkın kendi acıları vardır,
her savaşımın kendi ıstırapları,
fakat gel buraya ve söyle bana
bu kana susamış
bu yasasız despotların arasında
nefretle taçlanmışların, yeşil kırbaçlardan
kral asalarıyla dolaşanların arasında
var mıdır Şili’deki gibi biri daha?
Tutmadı verdiği sözleri ve ayaklar altında
çiğnedi vaatlerini ve gülüşü,
bulantıdan oluşturdu kral asasını,
zavallı, üzerine tükürülmüş halkının
acıları üstünde dans etti.
Ve sahte fermanları sayesinde
dopdolu olan hapishanelerde
yaralanmış olanların ve hakaret edilmişlerin
siyah gözleri toplandığında üst üste,
dans ediyordu o Viña del Mar’da,
mücevherler ve kupalarla çevrilmiş olarak.
Fakat bakıyor siyah gözler
kara gecenin içinden dosdoğru.
Sen kendin ne yapmıştın? Sözcüklerin işitildi mi
derin madenlerde biraderin için,
aldatılmışın acıları için,
geldi mi alevlerin heceleri sana
haykırmak için ve savunmak için halkını?
Pablo Neruda
Çeviren: İsmail Aksoy
'Evrensel Şarkı'dan
Ne dil yeter seni anlatmaya,
Ne göz kıyar sana bakmaya,
Ne ellerim dayanır sana dokunmaya,
Ne kollarım uzanır seni sarmaya
Hiç ömür yeter mi?
Bir sen daha bulmaya bitanesi...
"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Bugün sardunyalarım da açmadı
Belki de küskün renklere
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum
Duyuyor musun, orada mısın,
Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma!
Bugün sardunyalarım da açmadı
Belki de küskün renklere
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum
Duyuyor musun, orada mısın,
Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Yanarak, yıkılarak
Aklıma her geldiğinde ağlayarak....
Aşk benim hiç Senim olmamış
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi…
Atilla İlhan'ın çok sevdiğim şiirlerinden birtanesi.
Ayrılık Sevdaya Dahil
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ
hayat yaşamak içindir acılar unutulmak için? hayatta kimsenin istediği olmaz olması çok zordur olan mutlu olmayan mutsuz olur. lakin hayata küsmek tanrıya isyandır.canı allah verir allah alır. yaradan yaratmışsa değerini bilmek gerek.kul yüzünden hayata küsülmez tam tersi yaradana minnet olarak mutlu olunur
Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz, büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz, her şey olur da şu kalbim, bir tek sensiz olamaz. Mürekkepten denizler, kağıttan gemiler yaptım. Sonra ismini her yere yazdım. İsmini yazınca seni sevdiğimi sandın, ben seni sevmedim sana taptım!.. Güneşin buz tuttuğu yerde bir alev görürsen, bil ki o yalnız senin için yanan kalbimdir.
Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana, uzakta olduğun için tutkunum sana! Sana yıldızlar kadar yakın olmak isterdim, her baktığında beni görebilmen için, sana
bulutlar kadar yakın olmak isterdim, üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek iÇİN
Bir gün gelip soracaksın beni mi daha çok seviyorsun yoksa Tanrı'yı mı diye...Ben hiç düşünmeden Tanrıyı diyeceğim ve sen küsüp gideceksin.
Ama nereden bileceksin içimdeki Tanrının sen olduğunu...
Ne dil yeter seni anlatmaya,
Ne göz kıyar sana bakmaya,
Ne ellerim dayanır sana dokunmaya,
Ne kollarım uzanır seni sarmaya
Hiç ömür yeter mi?
Bir sen daha bulmaya cnm benim
Sen,
Solgun baharlardaki mavi yağmurum,
Akşam kızıllığında yorgun gölgem,
Kış ayazında yaz güneşimsin.
Bulutlardaki saklı düşlerim,
Her günün sonunda özlediğimsin.
Yüzün kadar temizdir kalbin,
Hangi sevgi alabilir yerini?
Yokluğun yağmura yazı yazmak kadar zor,
Sensizlik ölüm kadar acı…
"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Sana ne demeliyim bilmiyorum,
Güneşim desem güneş batıyor,
Hayatım desem hayat kısa,
Gülüm desem oda soluyor,
Sana canım demeliyim.
Çünkü bu can seninle yaşıyor..
Bakışlar vardır insani ömür boyu ağlatan.
Yollar vardır aşılması güç olan.
Kalpler vardır acılarla parçalanan.
Ve insanlar vardır hiç unutulmayan.
Sanma beni sevipte bırakanlardan.
Benim sevgim mezara kadar olandan
Sen güllere özenme güller sana özensin.
Üzme tatli canini sen güllerdende güzelsin.
Sevgi kadar özgür Özgürlük kadar özelsin.
Bir gülsen dünyalara bedelsin.